TÜM OLAYLAR “ŞU AN” DA GERÇEKLEŞİR!
ALLAH’IN SONSUZ HAFIZASI VE İNSANIN SINIRLI HAFIZASI
Önceki bölümlerde de anlatıldığı gibi biz 5 duyumuzla
hisseder ve yaşarız. Beş duyumuzun izin verdiği şeyleri algılar, bunun
dışına hiçbir zaman çıkamayız. İçinde yaşadığımız zamanı ve mekanı da
böyle algılarız. Beynimiz 5 duyuyla bir varlığı tespit edemiyorsa, o
varlık için “yok oldu” deriz. Buna bağlı olarak hafızamız hangi olayı ya
da görüntüyü veya algıyı muhafaza ederse o bizim için vardır yani
diridir, neyi de unutursa artık o bizim için yoktur. Diğer bir deyişle
hafızamızda olmayan varlıklar ve olaylar bizim için ölmüştür, geçmiştir,
yok olmuştur.
Fakat bu, yalnızca insanlar için geçerli
bir durumdur; çünkü yalnızca insanların hafızası sınırlıdır. Allah’ın
hafızası ise her şeyin üstündedir, sınırsız ve sonsuzdur. Ancak burada
şunu da belirtmek gerekir: “Allah’ın hafızası” kavramının kullanılması
yalnızca konuyu açıklayabilmek amaçlıdır, yoksa iki hafıza arasında
herhangi bir kıyas ya da benzetme yapılması asla mümkün değildir. Allah,
her şeyi yoktan var eden ve her şeyi en ince ayrıntısına kadar
bilendir.Allah Kuran’da Kendisini bazı sıfatlarıyla tanıtmıştır. Bunlardan birisi de Hafız yani “yapılan bütün işleri ayrıntılarıyla tutan, koruyan” sıfatıdır ve bu kelimenin ardında çok önemli sırlar gizlidir.
“LEVH-İ MAHFUZ”
Allah Katında her şey yalnızca tek bir anda olup
bitmiştir. İşte dünya var olduğundan beri gerçekleşen olaylar da bu tek
bir ana sığmaktadır. Ve bu ana dair tüm bilgiler, Allah Katında bir
“Kitap”ta saklanmaktadır. Kuran’da, Levh-i Mahfuz olarak isimlendirilen
“Ana Kitap”ta her şeyin bilgisinin bulunduğu belirtilmektedir:
Şüphesiz o, Bizim Katımızda olan Ana Kitap’tadır; çok yücedir, hüküm ve hikmet doludur. (Zuhruf Suresi, 4)….Kitabın anası O’nun Katındadır. (Rad Suresi, 39)
…Katımızda (bütün bunları) saklayıp-koruyan bir kitap vardır. (Kaf Suresi, 4)
Gökte ve yerde gizli olan hiçbir şey yoktur ki, apaçık olan bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) olmasın. (Neml Suresi, 75 )
(Önlerine) Kitap konulmuştur; artık suçlu-günahkarların, onda olanlardan dolayı dehşetle-korkuya kapıldıklarını görürsün. Derler ki: “Eyvahlar bize, bu kitaba ne oluyor ki, küçük büyük bırakmayıp her şeyi sayıp-döküyor?” Yapıp-ettiklerini (önlerinde) hazır bulmuşlardır. Rabbin hiç kimseye zulmetmez. (Kehf Suresi, 49)
Allah başka ayetlerinde de dünyada insanların yaşadıkları tüm olayların, içlerinden geçen tüm düşüncelerin, başlarına gelen her şeyin bu kitapta olduğu gerçeğini şöyle haber verir:
Yeryüzünde olan ve sizin nefislerinizde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a göre pek kolaydır. (Hadid Suresi, 22)
Bu binaların yok oluşlarının her anı Allah katında kayıtlıdır. |
İşte kainat yaratıldığından beri var olan canlı cansız
her şey, gerçekleşen her olayı Allah yaratmaktadır ve dolayısıyla O’nun
bilgisi dahilindedir; yani tüm bunlar “Allah’ın hafızası”ndadır. Levh-i
Mahfuz da Allah’ın Hafız sıfatının bir tecellisidir.
Bu durumda karşımıza çok önemli bir gerçek çıkmaktadır: Allah’ın
hafızası sonsuzdur, o halde onda var olan hiçbir şey yok olmaz. Diğer
bir deyişle Allah’ın yarattığı hiçbir canlı ölüp kaybolmaz, hiçbir çiçek
solup yok olmaz, hiçbir içecek bitmez, hiçbir süre geçmez, hiçbir
yiyecek tükenmez… Allah her an yaratmaktadır ve her şey ezelde
yaratılmış ve “sonsuzluğa kilitlenmiş”tir.Peki “sonsuzluğa kilitlenmek” ne demektir?
Bunu şöyle de açıklayabiliriz: Her varlığın ve olayın yaratıldığı anda aslında onun için sonsuzluk da başlamıştır. Örneğin bir çiçek yaratıldığında aslında bir daha yok olmamak üzere yaratılmıştır. Bu varlığın ya da nesnenin insanın görüntüsünden çıkması, insanın hafızasından silinmesi onun yok olması, ölmesi anlamına gelmez. Önemli olan Allah’ın hafızasındaki, Allah’ın Katındaki halidir. Ve Allah’ın hafızasında bu canlının varoluşu da, yaşamı boyunca geçirdiği anlar da, ölümü de mevcuttur.
Allah, varlık verdiği her şeyi sonsuz olarak yaratmıştır. Var olan şeyler için artık sonsuz yaşam başlamıştır. Fakat bunu iyi anlayabilmek için tek tek varlıklar ve olaylar üzerinde düşünmekte yarar vardır. Ancak bu örneklere geçmeden önce bir konuya daha değinmek gerekir: Burada anlatılanlar, kuşkusuz bir insanın yaşamında karşılaşabileceği en büyük ilimlerden biridir. Sonsuzluk kavramıyla ilgili bu gerçekleri çoğu insan ilk kez duyuyor, ilk kez düşünüyor olabilir. Önemli olan şudur; Allah Kuran’da yalnızca “içten Allah’a yönelen” kimselerin öğüt alabileceğine dikkat çekmektedir. Yani samimi kalple Allah’tan yardım dileyen, O’nun sonsuz kudretini takdir etmeye çalışan, Rabbinin büyüklüğünü kavramak için çaba gösteren insanlar burada anlatılan gerçeklerden de öğüt alacak ve bu gerçekleri kavramaya başlayacaklardır.
SONSUZLUK İÇİNDE İNSANLAR
Allah’ın Halık ismi “Her şeyin varlığını ve varlığı
boyunca görüp geçireceği halleri, hadiseleri tayin ve tespit eden, ve
ona göre yaratan, yokluktan var eden” anlamındadır. Allah Halık
sıfatıyla insanları daha ilk başta anne karnında yarattığı andan
itibaren onlar için sonsuzluk da başlamıştır. İnsan anne karnında
geçirdiği gelişim evrelerini elbetteki hatırlamaz ancak bunun her karesi
Allah Katında mevcuttur ve kesinlikle kaybolmaz. Aynı şekilde insanın
ilk bebeklik ve büyüme evreleri de insanın kendi hafızasından silinir.
İnsan, Allah göstermediği sürece, artık bu kareleri göremez, bazılarını
da sadece hatıra olarak bilir. Yaşadığı an içinde gördüğü şeyler ise,
yalnızca kendisine hissettirilen algılardır. Fakat Allah’ın sonsuz
hafızasında her şey olduğu gibi durmaktadır. İnsanların yaşadıkları
olaylar, başlarından geçen hadiseleri ve hayatlarındaki her türlü detayı
Allah yaratmıştır ve hiçbiri yok olmaz. “…Bu, Allah’ın göklerde ve
yerde ne varsa tümünü bildiğini ve Allah’ın gerçekten her şeyi bilen
olduğunu bilmeniz içindir.” (Maide Suresi, 97)ayetinde bildirildiği
gibi, en küçük ayrıntıya kadar Allah Katında muhafaza edilir.
Örneğin Hz. Adem peygamberin dünyaya gönderilmeden önce
cennette yaratılmasına, orada imtihan edilmesine ait tüm detaylar Allah
Katındaki Ana Kitap’ta durmaktadır. Allah’ın Hz. Adem’i henüz balçıktan
yarattığı hali de, meleklerin Hz. Adem’e secde etmeleri de, onun
cennetten çıkarılışı da, dünyaya gönderildiği an da, dünyada başından
geçen olaylar da tüm ayrıntılarıyla şu an canlı olarak durmaktadır.
Hiçbiri yok olmuş değildir, en küçük detayına kadar her şey şu an Allah
Katında canlı olarak mevcuttur.
Bir başka örnek olarak, çok sevdiği kedisi öldüğü için üzülen bir
insan düşünün. Aslında o insanın kedisinin ölüm anındaki hali Allah
Katında sonsuza kadar var olduğu gibi, o kedinin yavru halindeki en
sevimli görüntüsü de, doğumundan o ana kadar geçen bütün halleri de
Allah Katında canlı olarak mevcuttur. Ayrıca kedinin sahibinin işteyken
veya yanında değilken göremediği halleri de Allah katında canlı olarak
saklanmaktadır. Dolayısıyla hiçbir varlık ölerek yok olmaz. Hepsi Allah
Katında her halleriyle canlı olarak sonsuza kadar dururlar.Aynı şekilde Hz. Süleyman’ın Kuran’da bildirilen, atının ayağını okşama anı sonsuza kadar Allah Katında durmaktadır. Daha sonra atların perde arkasında kayboluşu, ardından Hz. Süleyman’ın Sebe Melikesi’ne mektup göndermesi, mektubun Melike ve yanındaki askerler tarafından okunduğu an, Melike’nin Hz. Süleyman’ın sarayına gelişi ve sarayın zeminini “derin bir su” sanışı, ve o esnada Kuran’da bildirildiği gibi “Ben Süleyman’la birlikte alemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum” (Neml Suresi, 44) şeklindeki konuşması, şu an halen vardır ve sonsuza kadar da var olacaktır.
Bu örnekler üzerinde biraz daha derinlemesine düşünelim ve daha da detaylara inelim. Hz. Nuh döneminde bir adamın gömleğinin söküldüğünü ve daha sonra bunu bir terzinin diktiğini farz edelim. İşte o adamın gömleği, bu gömleğin ilk yapıldığı tezgah, daha sonra gömleğin sökülmeden önceki hali ve tekrar dikildikten sonraki hali, ve hatta o gömleği diken terzinin gömleği dikmek için iğneyi kullandığı her saniye, daha sonra bu gömleğin tamamen kullanılmaz hale gelişi, kısacası gömleğin varlık alemine geldiği andan itibaren geçirdiği her aşama, her saniye, her an Allah Katında muhafaza edilmektedir. O gömlek şu an hala tezgahta dokunmaktadır, o gömlek şu an hala dikilmektedir ve o gömlek şu an hala Hz. Nuh dönemindeki sahibi tarafından giyilmektedir.
Bir de evinizdeki antika saat üzerinde düşünmeye başlayalım. O saatin bundan 200 yıl önce yapılış aşamaları, saatin içinde kullanılan tek bir telin yapılış aşamaları, saatin akrep ve yelkovanının içine yerleştirilişi, daha sonra bu saatin bir dükkana satılması ardından bir müşterinin onu alması, sonra bu saatin bozulup bir eskiciye verilmesi, sizin dedenizin dedesinin bu saati satın alması, ardından saatin dedenize ve ondan sonra babanıza ve sonra da size miras kalması, sizin o saati evinizin güzel bir köşesine yerleştirmeniz, daha sonra karşısına geçip “ne güzel durdu” diye düşünmeniz kısacası o saatle ilgili olarak ilk var olduğu andan itibaren (yüzlerce yıl) an an meydana gelen her olay Allah Katında durmaktadır. O saat şu an çalışmaktadır, ve yine saat aslında şu an bozulmuştur, saat şu an sizin tarafınızdan o köşeye yerleştirilmektedir ve saat aslında şu an dedenizin dedesi tarafından satın alınmaktadır. Bunların tümü hiç eksiksiz olarak Allah’ın hafızasında mevcuttur. Üstelik bu antika saatin yalnızca geçmişi değil, bundan sonra geçireceği, fakat size göre gelecekte gerçekleşeceği için bilemediğiniz her türlü olay da Allah Katında bilinmekte ve muhafaza edilmektedir. O saatin bundan 40 sene sonra sizin çocuğunuzun evinin uygun bir yerine yerleştirilişi de, o saatin bundan 300 sene sonra tamamen çürüyüp bozulması ve insanların görüşünden uzaklaşması da Ana Kitap’ta yazılıdır.
Nitekim bir ayette, “O, önlerindekini de, arkalarındakini de bilir. Onlar ise, bilgi bakımından O’nu kavrayıp kuşatamazlar” (Taha Suresi, 110) diye buyurularak Allah’ın bu ilmine de dikkat çekilmektedir. (En doğrusunu Allah bilir) Çünkü Allah her varlığın an be an, öncesini-sonrasını yani ayetteki ifadeyle “önlerindekini de arkalarındakini de” her aşamasıyla bilmektedir. Ayette “Şüphesiz, yerde ve gökte Allah’a hiçbir şey gizli kalmaz” denilerek bu gerçek bir kez daha hatırlatılmaktadır. (Al-i İmran Suresi, 5)
TÜM OLAYLAR “ŞU AN” DA GERÇEKLEŞMEKTEDİR!
Üsteki resimdeki her kare köprüden geçen aracın bir
anını görüntülemektedir. Aracın içindeki bir kişi, köprünün girişinden
çıkışına kadar belirli bir süre geçtiğini düşünür. Oysa biz bu karelerin
tümünü tek bir anda görürüz, yani bizim için zamanın geçmesi gerekmez.
Resimdeki caddenin bir ucundan diğer ucuna gitmeye
çalışan adam için bir uzaklık söz konusudur. Oysa bu caddeye kuşbakışı
bakan bir kişi uzaklık sorunu olmadan çaddenin bir uçundan diğerine
kadar her yeri tek bir anda rahatlıkla görebilir.
İkinci önemli gerçek ise tüm bu olayların birbiriyle
aynı anda gerçekleşiyor olmasıdır. Çünkü daha önce de ifade edildigi
gibi Allah Katında zaman yoktur, her şey bir anda olup bitmektedir.
Hz. Adem peygamber aslında şu an balçıktan yaratılmaktadır, şu an
melekler Hz. Adem’e secde etmektedir, şu an Hz. Adem cennetten
çıkarılmış ve dünyaya gönderilmiştir. Üstelik sözü edilen “an”, şu
saniye yani sizin bu satırları okuduğunuz andır.Şimdi bu konuyu daha da pekiştirmek için bir başka örnek daha verelim; Hz. Musa’yı düşünelim. Annesinin daha bebekken Hz. Musa’yı sandığın içine koyup suya bıraktığı an halen mevcuttur, o hali kaybolmamıştır ve sonsuza kadar da duracaktır. Allah Katında Hz. Musa’nın Firavun’a gittiği ve tebliğ yaptığı an mevcuttur ve aslında tam şu an Hz. Musa Firavun’un karşısındadır, ama aynı zamanda şu an Hz. Musa Kutsal Vadi Tuva’da Allah’tan vahiy almaktadır ve yine şu an Hz. Musa yanındaki İsrailoğullarıyla birlikte Firavun’un adamlarından uzaklaşmaktadır, şu an Hz. Musa peygamber asasıyla denize vurmakta ve denizi yarmaktadır ve sonsuza kadar da denizin yarılması Allah’ın hafızasında mevcut olarak kalacaktır.
Hz. Meryem’in Hz. İsa’ya hamile kalması, hurma ağacının altında doğum yapması, sonra kavmine dönmesi ve Hz. İsa’nın henüz beşikteyken kavmin insanları ile konuşması, ardından Hz. İsa’nın havarilerine “Allah Katında benim yardımcılarım kimlerdir?” diye sorması ve Hz. İsa’nın Allah Katına yükseltilmesi de sizin şu an içinde bulunduğunuz anda gerçekleşmektedir. Üstelik yalnızca geçmişe dair bize bildirilen olaylar değil, geçmişle ilgili bize bildirilmeyen ve gelecekte olacağı için henüz bilmediğimiz olaylar da aslında şu andadır. Hz. İsa’nın yaşamı boyunca geçirdiği her saniye, havarilerine Allah’ın dinini tebliğ etmesi, Allah’ın tespit ettiği bir sürede yeryüzüne tekrar gönderilişi, insanlara Kuran’ı tebliğ edişi ve hatta bu tebliği sırasında yaptığı her konuşma, daha sonra ölümü ve hesap günü diriltilmesi, cennetin girişinde melekler tarafından “Selam” sözleriyle karşılanması da aslında tam bu anda meydana gelmektedir.
Aynı şeyler bundan 3000 sene önce yaşayan bir insan için de geçerlidir. M.Ö.3000 yıllarında öğle vakti bir ağacın altında oturup manzarayı seyreden adamın eline bir uç uç böceği konması, adamın o böceği inceleyerek Allah’ı tesbih etmesi, daha sonra böceğin uçarak yuvasına doğru gitmesi, uç uç böceğinin yumurtadan çıkışından ölümüne kadar olan bütün halleri Allah Katında hıfz edilmiştir ve dolayısıyla hepsi tek bir anda yani sizin bu satırları okuduğunuz şu anda gerçekleşmektedir.
Tüm bu örneklerin karşımıza bir kez daha çıkardığı gerçek şudur: Hiçbir an, hiçbir kare, hiçbir olay, hiçbir varlık yok olmamıştır ve olmayacaktır. Nasıl televizyonda izlediğimiz bir film, film şeridine kaydedildiyse, çeşitli karelerden oluşuyorsa ve bu kareleri bizim görmememiz onların olmadığı anlamına gelmiyorsa, bizim “geçmişte yaşanmış” veya “gelecekte yaşanacak” dediğimiz olaylar için de aynı şey geçerlidir.
Fakat bu noktanın yanlış anlaşılmaması çok önemlidir. Bu sahnelerin hiçbiri bir hatıra ya da bir anı gibi veya hayal gibi değildir. Bunların tümü, aynen şu an yaşadığınız an gibi canlıdır. Her şey diri olarak korunmaktadır. Biz yalnızca Allah bize bu algıları vermediği için onları geçmiş, bitmiş olaylar olarak görürüz. Ve Allah dilediği an bize bu görüntüleri gösterebilir, bu olaylara ait algıları vererek bize de bu olayları yaşatabilir.
Zamansızlık içinde her kare, her an aynı anda vardır ve
sonuna dek var olacaktır. Allah’ın yarattığı hiçbir görüntü, hiçbir
olay, hiçbir varlık yok olmaz. Hz. Nuh gemiyi şu an yapmaktadır. Tufan
şu an kopmuştur, tufana ait her kare her an şimdi her şeyle eş zamanlı
olarak devam etmektedir. Bunlar geçmişte olup biten olaylar değildirler.
Bugün yaşadığımız olaylar ile tüm bu anlatılanlar aynı anda
gelişmektedir. Çünkü bunların her biri Allah’ın hafızasında sonsuza dek
kalacak şekilde var edilmektedir.
GEÇMİŞ, ŞİMDİ, VE GELECEK ASLINDA AYNI ZAMANDIR
Buraya kadar anlatılanlardan anlaşıldığı gibi, şu ana
kadar yeryüzünde yaşanmış tüm olaylar Allah katında tek bir anda
yaşanmaktadır. Hz. Musa’nın, Hz. İbrahim’in, Hz. Eyüb’ün, Hz. Nuh’un,
Hz. Süleyman’ın, Hz. Muhammed’in ve diğer peygamberlerin hayatlarından
verilen örnekler de, onların yaşadıkları olayların zamanıyla bizim
içinde yaşadığımız zaman da aynıdır ve bizim torunlarımızın hatta
onların torunlarının ve kıyamete kadar yaşayacak tüm insanların
hayatları da aynı zamanda sürdürülmektedir. Üstelik bu insanlar içinden
Allah’a iman edenler şu anda cennettedirler, inkarcılar ise şu an
cehennemde azap çekmektedirler.
Peygamberimiz(sav)’in yaşadığı olayların hiçbiri kaybolmamıştır,
sonsuza dek Allah Katında duracaktır. Bu olaylar bize 1400 sene önce
olmuş gibi algılatılmaktadır ama aslında şu an Peygamberimiz(sav)
Miraçtadır, şu an yanındaki arkadaşıyla beraber mağaraya sığınmıştır. Ve
Peygamberimiz(sav) şu an Bedeviler’e tebliğ yapmaktadır. Bu olaylar
yaşanmış ve bitmiş olaylar değildir. Tam tersine sonsuza kilitlenmiş,
yok olması mümkün olmayan hadiselerdir. Ancak bunların hiçbiri bizim
hafızamızda olmadığı ya da canlandırılmadığı için biz görmüyor, tanık
olmuyor ya da yaşamıyoruz.Bu olayların hiçbiri de yok olup gitmiş değildir. Haçlı seferleri, kavimler göçü, yüzyıl savaşları, I. ve II. Dünya Savaşları birbirinden çok ayrı dönemlerde yaşanmış gibi görünüyorsa da aslında şu an olan olaylardır ve sonsuza kadar da olmaya devam edeceklerdir. Çok farklı zamanlarda yaşadıkları düşünülen Mısır, Aztek, Yunan ve Anadolu uygarlıkları da gerçekte aynı anda yaşamışlardır.
Öyle ki 1000 sene önce Mezopotamya’da yaşayan bir çiftçinin, tarlasını ekerken yağan yağmur ve çiftçinin o yağmur altında ıslandığı an da Allah Katında durmaktadır. Örneğin, Akadlar döneminde bir söğüt ağacının dalları arasında ağ yapan bir örümcek bu ağı şu an örmektedir. Ve aynı örümcek şu an ağın köşesine çekilmiş avını beklemektedir. Yine sizin bu örümceği gözünüzde canlandırmaya çalıştığınız tam şu an, o örümcek yumurtlamış, yumurtalarını sırtında toplamış ve onların bakımı ile uğraşmaktadır. Yine o örümceğin yumurtaları içinde bulunduğumuz bu anda çatlamış, içinden bir sürü küçük örümcek çıkmıştır.
Hiçbir olay unutulmuş değildir, hepsini Allah birçok hikmetle yaratmıştır. Bu nedenle hiçbir şey boşa gitmez, israf olmaz, yok olmaz. İnsanların şu an bunları görmüyor, bilmiyor olması bunların olmadığı anlamına gelmez. Allah zamandan münezzeh olduğundan O’nun Katında her şey bir anda olmuş ve bitmiştir. İnsanlar zamana bağımlı oldukları için olayları geçmiş, şimdi ve gelecek süreci içinde izler. Oysa daha önce kader bölümünde de belirtildiği gibi geçmiş zannettiğimiz olaylar bizim için geçmiştir, gelecek zannettiğimiz olaylar da bizim için gelecektir. Allah için geçmiş, gelecek, şimdi hepsi birdir. İşte bu nedenle Allah’a hiçbir şey gizli kalmaz. Nitekim ayette de bu gerçeğe dikkat çekilmiştir:
“Ey oğlum, (yaptığın iş) gerçekten bir hardal tanesi ağırlığında olsa da, (bu,) ister bir kaya parçasından ya da göklerde veya yer(in derinliklerinde) de bulunsa bile, Allah onu getirir (açığa çıkarır). şüphesiz Allah, latif olandır, (her şeyden) haberdardır.” (Lokman Suresi, 16)
KENDİ HAYATINIZ DA TEK BİR ANDIR
Muhafaza edilen de hatıra olarak, anı olarak yani geçmiş gibi hissettirilmektedir. Şu an var olan o sahneleri beyniniz algılamamaktadır. Çünkü dünyadaki imtihan sistemi böyledir. İnsanlar akan bir zamana tabi olduklarını düşünür, yaşamlarının geçmiş, şimdi ve gelecek olmak üzere bölümlere ayrıldığını sanırlar. Bu yüzden de ahiretin varlığı, cennet, cehennem, hesap günü gibi konuların ne zaman, ne şekilde ve nasıl olacağını kolay kavrayamazlar. Allah Katındaki zaman kavramıyla insanların tabi olduğu zaman arasında bir bağlantı kuramazlar. Fakat yaratılmış her canlının, her olayın ve her şeyin aynı bir film şeridini oluşturan kareler gibi, kare kare sonsuz olarak yaratıldığını ve aynı anda var edildiğini bilmek bu kavrayışı kolaylaştıracaktır.
Allah Katında her şey olup bitmiştir. Halk arasında yaygın olan batıl bir inanca göre Allah evreni ve insanı yaratmış, onlara bir süre vermiş ve onların denenmelerini beklemektedir. (Allah’ı tenzih ederiz) Evrenin ömrü bitene kadar da bekleyecektir. Fakat gerçekte Allah’ın beklemesi gibi bir durum asla söz konusu olamaz. Beklemek insana özgü bir acizliktir. Allah ise insanların yaşadığı bütün acizliklerden uzaktır. Allah’ın Kuran’da Kendisi’ni tanıttığı Kuddüs sıfatı, “hatadan, gafletten, aczden ve her türlü eksiklikten çok uzak” anlamındadır. Bu nedenle tüm insanların geçmişlerini, geleceklerini ve yaşadıkları tüm olayları bütün detaylarıyla birlikte bilmektedir. Fakat insan, sınanma yeri olan bu dünya hayatında zamanı akışlı, önceli ve sonralı zanneder. Oysa bu bölüm boyunca anlatıldığı gibi önce-sonra, geçmiş-gelecek diye bir şey yoktur. Her şey, tüm insanlar, tüm canlılar aynı anda yaşamakta, tüm zamanlar, tüm devirler, tüm çağlar, tüm tarihler ve hatta tüm günler, tüm saatler, dakikalar ve anlar aynı anda olmaktadır. İnsan sınırlı kapasitesi nedeniyle bunu göremiyor olsa da bu gerçek açıktır. Allah Katındaki zaman ile insanların bağımlı olduğu zaman kavramı arasındaki farka “Kuran’da İzafiyet” bölümünde örnekler verilmişti. Bu konuya bir ayette şöyle dikkat çekilir:
Gerçekten, senin Rabbinin Katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir. (Hac suresi 47)
Allah’ın Kuran’da yer alan sıfatlarından bir diğeri ise Hasib yani “Herkesin hayatı boyunca yapıp ettiklerinin hesabını bütün ayrıntısıyla bilen” demektir. Yaşanan, yaratılan, var olan hiçbir olayın kaybolmadığı gerçeği hatırlanacak olursa Allah’ın Hasib sıfatı daha iyi anlaşılabilir. Çünkü her şeyin her detayın bilgisi Allah’ın Katındadır. Allah bu gerçeği ayette de ifade etmiştir:
Kıyamet saatinin bilgisi, şüphesiz Allah’ın Katındadır. Yağmuru yağdırır; rahimlerde olanı bilir. Hiç kimse, yarın ne kazanacağını bilmez. Hiç kimse de, hangi yerde öleceğini bilmez. Hiç şüphesiz Allah bilendir, haberdardır. (Lokman Suresi, 34)
İşte müminlerin Allah’ın büyüklüğünü takdir edebilmelerinin, Allah’a olan teslimiyetlerinin ve güvenlerinin ana sebebi budur. Allah’ın kendilerine ne kadar yakın olduğunun ve Allah’a ne derece muhtaç olduklarının, O’nun büyüklüğü yanında ne denli küçük olduklarının bilincindedirler. Onların bu üstün ahlakları Kuran’da şöyle bildirilmiştir:
De ki: “Allah’ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiçbir şey isabet etmez. O bizim mevlamızdır. Ve mü’minler yalnızca Allah’a tevekkül etmelidirler. (Tevbe Suresi, 51)
De ki: “Allah’ın dilemesi dışında, kendim için zarardan ve yarardan (hiçbir şeye) malik değilim (Yunus Suresi, 49)
Bu ayetlerde haber verilen müminler Allah’ın yüceliğini ve kudretini takdir edebilen kimselerdir. Bundan dolayı da Allah’a gönülden boyun eğmişlerdir.
ALT BAŞLIK–ÖLÜM İNSAN İÇİN YOK OLUŞ DEĞİLDİR
Ölüm konusu da genelde halk arasında yanlış bilinir.
Ölen bir kişiye adeta yok oldu gözüyle bakılır. Genelde insanların
ahirete, sonsuz yaşama, cennet ve cehenneme ait bilgileri de yetersiz
olduğundan ya ölümden sonra yeniden dirileceklerine hiç inanmazlar ya da
buna ait inançları belirsizdir. Dolayısıyla bir yakınlarını
kaybettiklerinde onun ebediyen yok olduğunu düşünenler çoktur. Oysa bu
tamamen sapkın bir inançtır. Aslında insan doğduğu (Allah onu varlık
alemine getirdiği) andan itibaren sonsuz hayatına başlamıştır.
Hayatındaki diğer kareler gibi ölüm de bir karedir ancak gerçekte o
insan diridir. Ölümden önceki ve sonraki kareler ve o insana ait her şey
aynen muhafaza edilmektedir. Örneğin ölen birinin ardından “çok genç
bir insandı yazık oldu” derler. Oysa o genç insana ait her şey, tüm
özellikler, yaşadığı tüm detaylar, çocukluğu, doğumu, ailesiyle olan
anıları canlı bir şekilde aynen durmaktadır. Yok olmaz ya da kaybolmaz,
yaşanılanlar olduğu gibi muhafaza edilir. Dünyadaki imtihanın bir gereği
olarak insana gösterilmez, hafızasından ve görüntüsünden silinir fakat
bu onların olmadığı anlamına gelmez.
Allah Katında bir insanın doğumu da, yaşamı da, ölümü de aynı anda
olup biter. Hatta bütün insanlar için aynı şey geçerlidir. Tüm insanlar
şu an doğmuş ve şu an ölmüş durumdadırlar. Tekrar dirilmiş ve cennet ya
da cehennemdeki yerlerini almışlardır. Bu nedenle hiçbir insan ölmez ya
da yok olmaz, sonsuza kadar diridir. Sonsuzluğun içinde bir zaman
yaşanmaktadır ve buna göre herkesin gideceği yer de (cennet ya da
cehennem) bellidir. Şu an insanların bir kısmı cennette bir kısmı ise
cehennemdedirler. Bu gerçek Kuran’da da yer almakta, cennet ve
cehennemle ilgili pek çok ayette ahiret hayatından bahsederken geçmiş ya
da şimdiki zaman kullanılarak bunların aslında tek bir an olduğuna
dikkat çekilmektedir:Gerçek şu ki, bugün cennet halkı, ‘sevinç ve mutluluk dolu’ bir meşguliyet içindedirler. Kendileri ve eşleri, gölgeliklerde, tahtlar üzerinde yaslanmışlardır. (Yasin Suresi, 55-56)
Rablerinden korkup-sakınanlar da, cennete bölük bölük sevkedildiler. Sonunda oraya geldikleri zaman, kapıları açıldı ve onlara (cennetin) bekçileri dedi ki: “Selam üzerinizde olsun, hoş ve temiz geldiniz. Ebedi kalıcılar olarak ona girin.” (Onlar da) Dediler ki: “Bize olan va’dinde sadık kalan ve bizi bu yere mirasçı kılan Allah’a hamd olsun ki, cennetten dilediğimiz yerde konaklayabiliriz. (Salih) Amellerde bulunanların ecri ne güzeldir. Melekleri de arşın etrafını çevirmişler olarak Rablerini hamd ile tesbih ettiklerini görürsün. Aralarında hak ile hüküm verilmiştir ve: “Alemlerin Rabbine hamdolsun” denilmiştir. (Zümer Suresi, 73-75)
Suçlu-günahkarlar ateşi görmüşlerdir, artık içine kendilerinin gireceklerini de anlamışlardır; ancak ondan bir kaçış yolu bulamamışlardır. (Kehf Suresi, 53)
İnsanların yaşamında çok önemli bir sır daha vardır. İnsanlar ölen kişilerin ardından “öldü” diye bakıp üzülürlerken aslında kendileri de ölmüş ve hatta yeniden diriltilmişlerdir. İnsanın kendi doğumuyla kendi ölümü de aynı anda olmaktadır. Film şeridi örnekleri tekrar hatırlanacak olursa bu nokta daha iyi anlaşılabilir. Bütün insanların tek tek yaşamlarına, ölümlerine, dirimlerine ve sonsuz hayatlarına dair her türlü detay eksiksiz olarak Allah Katında tutulmaktadır. Diğer bir deyişle her şey şu anda olmaktadır. Ölmek ve dirilmek de farklı zamanlarda meydana gelen olaylar değildir. Sonsuzluk içinde ya da zamansızlık içinde insanlar doğmuşlar, ölmüşler, dirilmişler ve şu an zaten diriler. İnsan, Allah’ın yarattığı andan itibaren sonsuz bir varlık olur yani ebedi olarak diri olur, sonsuz hayatına başlar. Arada “kendi ölümünü ” de bir kare olarak görür. Nasıl hergün kendisini canlı olarak, diri olarak görüyorsa bir kere de ölü olarak görür.
Bunu şöyle bir örnekle de açıklayabiliriz. Allah Kuran’da uykunun da bir nevi ölüm olarak yaratıldığını haber vermiştir. Bu durumda insan her akşam zaten öldüğünü görür, aynı şekilde her sabah uyanırken dirilişide görür. Çünkü ayette şöyle denmektedir:
Allah ölecekleri zaman canlarını alır; ölmeyeni de uykusunda (bir tür ölüme sokar) Böylece kendisi hakkında ölüm kararı verilmiş olanı (n ruhunu) tutar, öbürünü ise adı konulmuş bir ecele kadar salıverir. Şüphesiz bunda düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır (Zümer Suresi, 42)
İnsan bu şekilde dirisini de, ölüsünü de, tekrar dirilişini de zaten sürekli görmektedir. Bunun gibi asıl ölümünü de görecektir ama sonuçta doğumu, ölümü, dirilmesi, ahirette gideceği mekan bellidir ve insan sonsuza dek Allah Katında diridir. Bütün bu olaylar Allah Katında olup bitmiştir. Bu nedenle halk arasında kullanıldığı anlamda ölümle birlikte bir yok oluş söz konusu değildir.
Bu gerçekler karşısında halkın kullandığı “çok güzel insandı, çok genç çocuktu, çok sağlıklı bir delikanlıydı” gibi ifadeler anlamını yitirmektedir. Çünkü zaten o çok güzel denilen insan da, çok genç denilen çocuk da, çok sağlıklı denilen delikanlı da yok olmamıştır, şu an hepsi en güzel halleriyle vardır. Allah’ın hafızasında sonsuza kadar hepsi diridir. Bu da Allah’ın büyüklüğünün ve ilminin göstergesidir. Allah’ın sonsuz ilmi ve kudreti Kuran’da şöyle haber verilir:
Allah… O’ndan başka ilah yoktur. Diridir, kaimdir. O’nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. İzni olmaksızın O’nun Katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O’nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O’na güç gelmez. O, pek yücedir, pek büyüktür. (Bakara Suresi, 255)
HAYVANLARIN YAŞAMLARININ HER ANI DA KAYITLIDIR
Yeryüzünde canlılık başladığından beri yaratılan her
hayvanın hayatındaki her safha da aynen muhafaza edilmektedir. Örneğin
250 yıl önce kutupta yaşayıp ölmüş olan bir penguenin ilk dünyaya
geldiği an, balık tutmayı ve avlanmayı ilk öğrendiği an, öldüğü an gibi
hayatının her evresi Allah Katında mevcuttur. Sonsuza kadar da
duracaktır. Ve tüm bunlar, yaşadığımız şu an içinde olmaktadır.
Bizim hiçbir zaman görmediğimiz yaşamına tanık olmadığımız 700 yıl
önce yaşamış ve ölmüş bir deve ya da MÖ 5. yüzyılda Amazon ormanlarında
yaşamış bir timsah, 2200 yılında Afrika’da yumurtadan çıkacak bir yılan
ya da bugün Avusturalya’da yaşayan bir kanguru için de durum aynıdır. Bu
sayılan hayvanların daha doğrusu gelmiş ve geçmiş tüm hayvanların
yaşamlarına dair her ayrıntı, her safha aslında aynı anda, yani şimdi
olmaktadır. Örneğin devenin doğduğu an, çölde yük taşıdığı an, su içtiği
an olmak üzere her anı saklıdır ve bahsedilen deve şu an aslında hala
su içmektedir, hala doğmaktadır, hala yük taşımaktadır… Dünya tarihi
boyunca yaşamış bütün develerin yaşamlarına dair her kare hala canlı
olarak vardır. Bugüne kadar yaşamış trilyonlarca hayvan olduğu
düşünülünce bu konuyu kavramak zor gözükebilir fakat Allah’ın
büyüklüğünün ve kudretinin bir sırrı da burada gizlidir. İşte Allah Alim
ismiyle gelmiş geçmiş, canlı-cansız her şeyin bilgisine sahiptir. Hafız
ismiyle bu canlılara ait her türlü bilgiyi muhafaza etmektedir.
Kuran’da bu gerçeğe şöyle işaret edilmektedir:Andolsun, onların tümünü kuşatmış ve onları sayı olarak saymış bulunmaktadır. (Meryem Suresi, 94)
Hayvanların ölümü de insanlarınkine benzer. Nasıl insanlar ölünce yaşamlarında geçirdikleri anlar yok olmuyorsa, hayvanların yaşadıkları anlar da öyledir.Bir insan sevdiği bir hayvanı örneğin kuşunu kaybettiğinde onun için üzülür. Halbuki o kuş Allah’ın hafızasında en güzel şekliyle durmaktadır. Kuşun yeni yumurtadan çıkmış hali de, sahibinin evine gelmesi de, henüz uçamıyorken yaptığı oyunlar da en sevimli şekilleriyle varlıklarını sürdürmektedir. Veya bir köpek öldüğünde, onun ölü hali de, diri hali de, ölüm şekli de Allah Katında bellidir. Ölüm şekline ait görüntü tek bir andır, bunun dışında yaşadığına dair sayısız görüntü vardır ve bunlar da Allah Katında sonsuz olarak durmaktadır. Köpeğin yolda yürüyen hali de, kendini sevdiren hali de, havlayan hali de, yemek yerkenki hali de, avlanırken aldığı şekil de ve sahibinin görmediği tüm halleri de hepsi Allah Katında muhafaza edilmektedir.
Fransız İhtilali döneminde bir adamın gördüğü rengarenk bir kelebek için de aynı şey geçerlidir. Adam kelebeği gördüğünde “ne kadar güzel renkleri var” deyip bir süre sonra onu bir kuşun kaptığını görüp üzülmüş olabilir. Halbuki o kelebek tüm simetrisi ve renk cümbüşüyle Allah Katında canlı olarak durmaktadır. Kelebeğin yaşadığı her saniye hatta salise, kanadını her açışı ve her kapatışı, yere her konuşu, yerden her kalkışı, konduğu tüm çiçekler Allah Katında bellidir. Üstelik kelebek bu hareketlerin hepsini birden şu an yapmaktadır. Aynı anda kelebek uçmaktadır, konmaktadır, yemektedir, ölmektedir… Fakat tüm bunların sonunda kelebek diridir, sonsuza kadar da diri olarak kalacaktır. Binlerce sene evvel bu kelebeğin öldüğünü görüp üzüntü duyan adamın hisleri de ve o adamın yaşantısının her anı da sonsuza dek mevcut bulunacaktır. Kuran’da tüm bu aşamaların Allah Katında var olduğuna daha önce belirttiğimiz gibi, “Gökte ve yerde gizli olan hiçbir şey yoktur ki, apaçık olan bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da) olmasın.” ayetiyle dikkat çekilmiştir. (Neml Suresi 75)
Böylece “hayvanların ruhu var mı?”, “onların sonu ne olacak?” gibi soruların cevabı da verilmektedir. Önemli olan o canlının Allah’ın hafızasında olmasıdır. Allah Katında bilgisi bulunduğu sürece (ki yaratıldığı anda sonsuza kilitlenmiştir) bu varlık zaten canlı olmuş olur. Ancak buradaki canlılıktan kasıt, Allah’ın bir algı olarak yaratmasıdır. Yoksa diğer canlıların hiçbirinin Allah’ın “Diri” ismi ile bir benzerliği yoktur. Bu açıdan hayvanın ruhunun olup olmaması değil, hafızada yaratılıp yaratılmaması önemlidir. Allah dilerse, bu canlı hafızamızda var olur, dilemezse yok olur. Allah insanın hafızasından, o hayvanın görüntüsünü alırsa ölmüş olur, verirse dirilmiş olur. Fakat sonuçta o hayvan Allah’ın hafızasında sonsuza kadar en canlı haliyle bulunacaktır. Çünkü Allah zamandan münezzehtir. Zamansızlık içinde de geçmiş, gelecek veya şimdiki an söz konusu değildir. Hepsi tek bir andır.
ÇİÇEKLER SOLUP KAYBOLMAZ, MEYVELER YOK OLMAZ…
Allah her şeyin bilgisine sahip olandır. Yukarıdaki
ayette haber verildiği gibi yeryüzü var edildiğinden beri yaratılmış
olan tüm yaprakların, ömürleri boyunca geçirdikleri bütün olayları ve
durumları da bilir. Örneğin, binlerce sene önce Babil’deki bir ağacın ve
hatta o ağaçtaki tek bir yaprağın dahi bilgisi Allah Katında saklı
durmaktadır. Hatta o yaprağın yere düşene kadar geçirdiği tüm aşamalar
ayrı ayrı saklanmaktadır. Babil’de ağacın altında oturup o yaprağın
düşüşünü izleyen insan farkında olmasa dahi onun düşüşünü gözlediği
saniyeler tek tek Allah’ın hafızasında mevcuttur, ve bu saniyelerin
hiçbiri yok olmamış, geçmişte kalmamıştır.
Bir insan tek bir yaprağın ağaçtan düşüşünü çok önemli bir olay
olarak algılamayabilir. Ancak yeryüzündeki gelmiş geçmiş tüm yaprakların
düşüşünün ve dahası tüm canlıların her anlarının bu şekilde “hıfz
edildiği” düşünüldüğünde Allah’ın büyüklüğü ve ilmi apaçık bir şekilde
karşımıza çıkar. Bu, bir Kuran ayetinde şöyle bildirilmektedir:…Karada ve denizde olanların tümünü O bilir, O, bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez; yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi (ve her şey) apaçık bir kitaptadır. (Enam Suresi, 59)
Ve bunu gören insanın yapabileceği tek şey Rabbimiz karşısında boyun eğmektir. Allah çok yücedir. Her şeyin bilgisi O’nun Katındadır. ”Gökten yere her işi O evirip düzene koyar…” (Secde Suresi, 5) ayetinde haber verildiği gibi, insanları, hayvanları, bitkileri kısacası her canlı ve her olayı Allah yaratmaktadır ve bunların tümü O’nun Katında canlı olarak muhafaza edilmektedir.
Aynı gerçek çiçekler için de geçerlidir. Bir gelincik solduğunda insanlar onun öldüğünü, yok olduğunu zannederlerken aslında o Allah Katında tüm detaylarıyla durur. Daha gelincik tomurcuk halindeyken de açmadan önce de, yeni açtığında da, solduğunda ve öldü zannedildiğinde de bütün bu evreleri Allah Katında durmaktadır. “…O, her yaratmayı bilir.” ayetinde haber verildiği gibi, gerçekleşen her aşama Allah’ın bilgisi dahilindedir. (Yasin Suresi, 79) Ayrıca daha önce de belirttiğimiz gibi, gelincikte birbiri peşi sıra meydana gelen değişimler, ayrı zamanlarda olmuş gibi gözükse de gerçekte her aşaması aynı anda yaşanmaktadır. Allah Katında tek bir gelinciğe ait her detay saklanmakta fakat Allah bunları dilediğine göstermektedir. Gelinciği gören insanların hafızasından bir müddet sonra gelinciğe ait bu görüntüler silinir ama bunların her biri Allah’ın hafızasında kalır.
Çiçeklerde birbiri peşi sıra meydana gelen değişimler,
ayrı zamanlarda olmuş gibi gözükse de gerçekte her aşaması aynı anda
yaşanmaktadır. Bu çiçeği gören insanların hafızasından bir müddet sonra
bütün görüntüler silinir ama bunların her biri Allah’ın sonsuz
hafızasında kalır.
Yağmur damlalarının oluşumunda ki her aşama Allah’ın bilgisi dahilindedir. Allah her türlü yaratmayı bilendir.
Allah’ın Muhsi ismi “Sonsuz da olsa her şeyin sayısını
bilen” demektir. Allah bugüne kadar yeryüzünde var olmuş olan ve
dalından düşen tüm yaprakların sayısını en iyi bilendir. Ayrıca bütün
bitkilerin, bütün yaprakların, tüm çiçeklerin doğumlarından itibaren her
anları, yavaş yavaş büyümeleri, gelişmeleri, kurumaları, dökülmeleri,
üzerlerine konan böcekler, tozlar, her bir yaprağın üzerine düşen her
yağmur damlası sonsuza dek kalmak üzere Allah’ın bilgisi dahilindedir.
Bunlar diğer tüm canlıların yaşamlarındaki her an ile birlikte tek bir
anda ve tek bir satıhta yaratılmışlardır. Bir bütün olarak şu anda,
şimdi var edilmişlerdir. Dolayısıyla bir yaprak kuruyup düştüğünde
aslında o ölmüş değildir yalnızca bizim hafızamızdan silinmiştir, oysa
başka bir insanın hafızasında hala duruyor olabilir. Eğer Allah başka
kişilerin hafızasında canlandırırsa, onlar bu yaprağı görmeye devam
ederler.
Saksınızda yetiştirdiğiniz bir menekşe için de bu durum aynıdır.
Menekşenizin ilk tomurcuk verdiği an da, ilk açış anı da, büyüyüp
gelişmesi de, solup buruşması da Allah Katında bellidir. Aslında şu an
hepsi birden olmaktadır. Diğer bir deyişle menekşe şimdi açmakta ama
şimdi de solmaktadır. Menekşenin açmasıyla solması arasında bir zaman
geçmesi söz konusu değildir. Zaman kavramı yalnızca bizim için
geçerlidir, Allah’ın hafızası tüm zamanların üstündedir. Bu gerçeği
hatırlayınca tekrar anlaşılmaktadır ki, yeryüzünde tarih boyunca var
olmuş bütün menekşeler aslında aynı anda açmakta, aynı anda solmaktadır.
Bütün yapraklar şu an çıkmış bütün yapraklar şu an dökülmüştür. Öyle ki
bundan 1500 sene önce Afrika’daki bir ormanda bir ağacın kovuğunda
yaşamış olan küçücük bir bitkinin bile hayatının her safhası Levh-i
Mahfuz’da kayıtlıdır. Aynı şekilde bundan 14 yüzyıl önce Müslümanların
Peygamberimiz(sav)’e altında biat ettikleri ağacın tohumdan ilk çıkışı,
filizlerini toprağın üstüne doğru uzatışı, ardından kuruması da her
anıyla şu an mevcuttur. Yeryüzündeki herhangi bir dağda büyüyen bir
ottan, dünyanın herhangi bir çayırında yetişen tek bir çimene, çöldeki
bir kaktüsten, varlığından kimsenin haberi olmadığı bir çalıya, buzların
arasından çıkan bir kardelen çiçeğine veya asfaltın kenarında biten bir
papatyaya kadar her bitkinin her anı Allah’ın hafızasında
saklanmaktadır. Belki bu bitkinin varlığından yeryüzündeki hiçbir
insanın haberi bile olmamış olabilir. Hatta hiçbir zaman olmayacak da
olabilir. Fakat Allah elbette ki tüm bunlardan haberdardır:…Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca hiçbir şey O’ndan uzak (saklı) kalmaz. Bundan daha küçük olanı da, daha büyük olanı da, istisnasız, mutlaka apaçık bir kitapta (yazılı)dır. (Sebe Suresi, 3)
Kıyamet saatinin ilmi O’na döndürülür. O’nun ilmi olmaksızın, hiçbir meyve tomurcuğundan çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da. (Fussilet Suresi, 47)
Bir diğer ayette ise bu konu şöyle ifade edilmiştir:
Yerin içine gireni, ondan çıkanı; gökten ineni ve oraya çıkanı bilir. O, esirgeyendir, bağışlayandır. (Sebe Suresi, 2)
Bu anlatılanların insanın zihninde daha iyi canlanabilmesi açısından, her zaman gördüğümüz meyvelerden de örnek verilebilir. Örneğin Afrika’daki bir muz ağacında yetişen bir muzun büyüklüğü, tadı, olgunluğu hepsi Allah Katında bellidir. Ne zaman toplanacağı, kim tarafından koparılacağı, ne zaman olgunlaşacağı ve ne zaman kararacağı, hangi sofraya konacağı, kimler tarafından yeneceği hepsi Allah Katında daha o muz ağacının tohumu toprağa girmeden bilinmektedir. Allah bu gerçeği bir ayetinde şöyle haber vermektedir:
Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın. Onun karar (yerleşik) yerini de ve geçici bulunduğu yeri de bilir. (Bunların) Tümü apaçık bir kitapta (yazılı)dır. (Hud Suresi, 6)
Muzun daha dalından ilk çıktığı andan itibaren sofraya gidene kadar geçirdiği her aşama Allah Katında saklanmaktadır. Aslında o muzun dalından ilk çıktığı andan itibaren yenilene kadar çok süre geçmiş gibi gözükmektedir. Diğer bir deyişle muzun uzun bir ömrü olduğu düşünülmektedir. Bu meyve önce dalında olgunlaşmakta, sonra birisi tarafından toplanmakta, paketlenmekte, bekletilmekte, taşıtlara yüklenip uzun bir yolculuğa çıkmakta, belki okyanuslar aşarak bambaşka bir ülkeye gelmekte, orada da depolara konulup, satıcılara dağıtılmakta, ve belki de yetiştiği yerden çok uzak bir ülkede onu satın alan bir kişinin ailesinin fertlerinden biri ya da misafiri tarafından yenmektedir. Ama baştan beri belirttiğimiz gibi bu bakış açısı yalnızca zamana ve mekana bağımlı kılınmış olan insan için geçerlidir. Allah Katında ise muzun bütün ömrü tek bir anda geçmektedir. Muz şu an yetişmekte ve şu an bir yerlerde birisi tarafından yenilmektedir. Aynı muz tanesi şu an dalından koparılmakta, şu an tırlara yüklenmektedir. Bir kez daha hatırlatmak gerekirse, o muzun hayatı ile sizin hayatınız ya da Sezar’ın hayatı veya Büyük İskender’in ya da Edison’un yaşamı aslında aynı an içinde yaşanmaktadır. Yeryüzündeki gelmiş geçmiş bütün meyvelerin bütün bitkilerin, bütün insanların, bütün hayvanların bilgisi Yüce Allah’ın hıfzındadır. Bu gerçekler samimi bir niyetle iyice, derinlemesine düşünülürse bunun ne kadar büyük bir olay olduğu anlaşılabilir.
Diğer önemli bir nokta ise bu meyvelerden hiçbirinin aslında çürümemesi, yok olmaması, solmaması, kaybolmamasıdır. Bir portakal düşünün; Akdeniz’in turunç bahçelerinde 50 yıl önce yetişmiş olsun. Bu portakalın ne zaman hangi ağaçtan, hatta o ağacın hangi dalından çıkacağı, ekşi mi tatlı mı olacağı, büyüklüğü, şekli, renginin tonu kim tarafından dalından toplanacağı, hangi depoda bekletileceği, hangi kamyona yükleneceği, kim tarafından taşınacağı, hangi manava gideceği, manavdan kim tarafından satın alınacağı, alındığı evde kim tarafından yeneceği o portakalın kaderindedir. Belki de meyve sepetinde unutulacak ve küflenecektir. An be an küflenme aşamaları, en son tamamen küflenip, bozulması ve ev sahibi tarafından bulunup, çöpe atılması da kaderindedir. İşte tek bir portakalın dahi ömrünün her saniyesi, kaderindeki her an Allah Katında sonsuza kadar vardır. Sonuç olarak o portakal Allah Katında ölmez, yok olmaz, sonsuza kadar ilk tomurcuklandığı, olgunlaştığı, çürümeye başladığı ve iyice bozulduğu her hali ile diri ve canlı olarak kalır. Çünkü Allah Hayy yani diri olandır. O’nun hafızasındaki her şey de Allah “Ol” dediği andan itibaren diridir.
O, gökten su indirendir. Bununla her şeyin
bitkisini bitirdik, ondan bir yeşillik çıkardık, ondan birbiri üstüne
bindirilmiş taneler türetiyoruz. Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere
sarkmış salkımlar, -birbirine benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden,
zeytinden ve nardan bahçeler (kılıyoruz.) Meyvesine, ürün verdiğinde ve
olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin. Şüphesiz inanacak bir topluluk için
bunda gerçekten ayetler vardır.
(Enam Suresi, 99)
(Enam Suresi, 99)
Bu ağaçların kesim aşamalarında neler olacağı, kesimi
kimlerin yapacağı, hangi evin yapımında kullanılacakları gibi tüm
detaylar Allah katında önceden belirlenmiştir.
O, gökten su indirendir. Bununla her şeyin
bitkisini bitirdik, ondan bir yeşillik çıkardık, ondan birbiri üstüne
bindirilmiş taneler türetiyoruz. Ve hurma ağacının tomurcuğundan da yere
sarkmış salkımlar, -birbirine benzeyen ve benzemeyen- üzümlerden,
zeytinden ve nardan bahçeler (kılıyoruz.) Meyvesine, ürün verdiğinde ve
olgunluğa eriştiğinde bir bakıverin. Şüphesiz inanacak bir topluluk için
bunda gerçekten ayetler vardır. (Enam Suresi, 99)
|
|
Buraya kadar anlatılan her şey akan sular için de
geçerlidir. Nehirden, kaynaktan, çeşmeden, bir artezyen ya da
çağlayandan akan suyun her damlasının da her anı Allah Katında
saklanmaktadır. Akan suyun tek bir damlası dahi yok olmaz, kaybolmaz.
Her damla sonsuza dek durur. Hiçbiri boşa gitmez. Aynı, canlılarda
olduğu gibi onların da her anı, her hali Allah’ın hafızasında gizlidir.
Evren var olalı beri yeryüzünde akmış olan, halen daha akan ve ileride
de akacak olan tüm sular şu an akmaktadır. Diğer bir deyişle hepsi şimdi
tek bir anda akmaktadır. Allah zamandan münezzehtir ve akan suların da
öncesi ve sonrası yoktur. Evrendeki her olay gibi bu da tek bir anda
olmaktadır. Sonsuzluğun içinde bir zaman vardır ve tüm olaylar bir anda
olmaktadır.
300 yıl önce Mississipi’de bir anda akan suyla, 500 sene önce Ren
nehrinde yine bir anda akan su ya da 200 yıl sonra Fırat’tan başka bir
anda akacak su aslında eş zamanlı olarak tek bir anda akmaktadır. Hepsi
şu an şu dakika akmaktadır. Hiçbirinde akan su yok olmaz, sonsuza kadar
Allah Katında akmaya devam eder.
GERİYE DÖNÜŞ DE MÜMKÜNDÜR
Her şeyin Allah’ın hafızasında saklı olması karşımıza
çok önemli bir sırrı daha çıkarır: Bir olayda geriye doğru gidip o
olayın ilk başlangıç anına ulaşmak da Allah’ın dilemesiyle son derece
kolaydır. İnsanlar zamana bağımlı oldukları için böyle bir olay onlara
uzak gelir oysa Allah Katında zaman yoktur, daha önce de belirttiğimiz
gibi geçmiş ve gelecek tek bir andır. Tıpkı bir video kasetteki
karelerin tek bir anda var olması gibi… Biz bir filmi seyrettikten sonra
nasıl ki o filmi geriye doğru sarıp yeniden seyredebiliyorsak, bizim
için geçmiş olayları Allah’ın dilemesiyle yeniden seyretmemiz mümkündür.
Önemli olan Allah’ın o an bize o olaylara ait algıları tekrar
hissettirmesidir. Allah için geçmiş bir olayı tekrar yaratmak son derece
kolaydır.
Bu mekanın 1000 yıl önceki hali de, 500 yıl önceki durumu da ve bundan sonra üzerine inşa edilecek tesisler de, aralarında zaman varmış gibi gözükse de, aslında tek bir anda mevcutturlar. |
Bu gerçekleri daha iyi kavrayabilmek açısından şöyle
örneklendirebiliriz: Kuran’da bahsi geçen Sebe halkının ayette haber
verildiği gibi “Acı ılgınlı ve içinde az bir şey de sedir ağacı olan iki bahçeye dönüştürülmüş” (Sebe
Suresi, 16) olan bahçeleri, şu an hala belaya uğramadan önceki haliyle
Allah Katında durmaktadır. Veya bu bahçelerdeki ağaçların sonradan
çürüyüp yok olması, bahçenin yıkılması da Allah’ın hafızasındadır.
Bundan binlerce yıl önce dünyanın herhangi bir yerinde yemyeşil olan bir
bahçenin daha sonra bir ekin tarlasına dönüştürülmesi, sonra o ekin
tarlasının üzerine bir ev yapılması, ardından evin yıkılıp yerine bir
atölye inşa edilmesi, yüzlerce sene sonra o atölyenin de yıkılıp bir
mezarlık haline gelmesi ve en sonunda bugün bu alanın bir gecekondu
mahallesi olarak kullanılması ve bu aşamaya kadar arada geçen tüm
aşamalar sonsuza kadar Allah katında durmaktadır. Allah’ın dilemesiyle
şu an bu mekanın içinde bulunduğu andan geriye doğru giderek o
bahçelerin ilk halini görmek de mümkündür.
Kuşkusuz evren yaratıldığı andan itibaren varlıkların ve olayların
her anının Allah Katında saklı oluşu muazzam bir olaydır. Ve bu durum
aslında inananlar için cennette büyük bir nimet haline gelmektedir.
Çünkü insanlar gerek kendi geçmişlerini, gerekse tarihte geçmiş olayları
merak ederek görmek isteyebilirler. Ve Allah’ın dilemesiyle cennette
müminler için görmek istedikleri bu olayların tümü onlara
gösterilebilir.Örneğin insan evrenin ilk yaratıldığı Big Bang anını, galaksilerin ilk oluşumunu, ilk atomun oluşum aşamalarını, kendisinin anne karnında geçirdiği evreleri, tarihin herhangi bir döneminde yaşanmış bir olayı, okyanusların yüzlerce metre altında insanların asla ulaşmaya güç yetiremedikleri ortamlarda yaşayan canlıları, Titanic’in batışını, annesinin çocukluğunu, 3 nesil sonraki torununun yaşamını, geçmişte yaşadığı olayları, yıllar önce kaybettiği kedisini, çocukken yetiştirdiği bir bitkiyi görmek isteyebilir. Bunların her biri diğer bütün olaylar gibi Allah Katında tüm detaylarıyla muhafaza edilmektedir. İnsan bu şekilde neyi merak ederse Allah’ın dilemesiyle öğrenebilir ve görebilir ki bu insan için gerçekten de çok büyük bir nimettir.
BU BİLGİNİN GETİRDİĞİ BÜYÜK SORUMLULUK
Hiç kuşkusuz ilk bölümden bu yana anlatılan konular son
derece önemli ve çarpıcı gerçeklerdir. Konunun bizim açımızdan mühim
olan yönü ise yaşadığımız her anın, yaptığımız her tavrın, söylediğimiz
her sözün, aklımızdan geçen her düşüncenin, her niyetin Allah Katında
aynen muhafaza ediliyor olmasıdır. Müminlerin bu büyük gerçeğin farkında
oldukları Kuran’da Hz. İsa’nın söylediği haber verilen şu sözlerden de
anlaşılmaktadır:
Allah: “Ey Meryem oğlu İsa, insanlara, beni ve anneni Allah’ı
bırakarak iki ilah edinin, diye sen mi söyledin?” dediğinde: “Seni
tenzih ederim, hakkım olmayan bir sözü söylemek bana yakışmaz. Eğer bunu
söyledimse mutlaka sen onu bilmişsindir. Sen bende olanı bilirsin, ama
ben Sen’de olanı bilmem. Gerçekten, görünmeyenleri (gaybleri) bilen
Sen’sin Sen” (Maide Suresi, 116)Bununla birlikte kişi Allah’ın istemediği bir tavırda bulunduğunda ya da Allah’ın yasaklarını çiğnediği takdirde hesap günü bu yaptıklarının hiçbirini inkar edemeyecek ve hatta yaptıklarını karşısında canlı bir şekilde görebilecektir. Hiçbir şey yok olmadığına, kaybolmadığına göre yapılan hatalar, kötülükler de aslında saklı durmaktadır. Bu nedenle inkar edenler, kendilerini kimsenin görmediğini, duymadığını sanarak rahatça Allah’ın sınırlarını çiğneyenler ya da Allah’ın hoşuna gitmeyecek tavırlarda bulunanlar ve kötü sözler söyleyenler büyük şaşkınlık yaşayacaklardır. Allah’ın her şey üzerinde şahit olduğuna bizzat kendileri şahitlik edeceklerdir. Ayette şöyle buyurulmaktadır:
Göklerde ve yerde Allah O’dur. Gizlinizi ve açığınızı bilir; kazandıklarınızı da bilir. (Enam Suresi, 3)
Fakat Allah’tan uzak olan bu insanlar hesap günü yaptıkları her şeyi en ince detayına kadar gördüklerinde artık yapacak bir şeyleri kalmayacaktır. Çünkü o gün, Allah’ın Kuran’da bildirdiği gibi, bu insanlar çepeçevre kuşatılmışlardır:
….Onların hiç hesaba katmadıkları şeyler, Allah’tan kendileri için açığa çıkmıştır. Kazandıkları kötülükler, kendileri için açığa çıkmıştır ve alay konusu edindikleri şey de kendilerini çepeçevre kuşatmıştır. (Zümer Suresi, 47-48)
Hesap günü geldiğinde inkar edenlerin, münafıklık yapanların, Allah’ın emirlerine çekinmeden baş kaldıranların hiç hesaba katmadıkları olaylar gerçekleşecek, Allah’ın insanların hafızasında tekrar diriltmesiyle, tüm yaptıkları gizli faaliyetler, herkesin önünde açığa çıkacaktır. Tıpkı ayette ifade edildiği gibi inkarcıların yaşamları boyunca alay ettikleri şey bu sefer kendilerini kuşatacaktır. İnkar edenler dünya hayatında kendilerine tanınan süre boyunca inananların Allah’a ve ahirete olan inançlarıyla alay etmişler, akıl erdiremedikleri için bu kesin gerçekleri “yanılgı” olarak yorumlamışlardır. Fakat onların “yanılgı” olduğunu iddia ederek alay ettikleri gerçekler aslında kendilerini hiç beklemedikleri yönden kuşatmıştır. Çünkü asıl yanılgıda olanlar kendileridir. Yaşamları boyunca işledikleri tüm kötülüklerin görüntüsü Allah’ın hıfzında yer almaktadır ve hesap günü bir bir önlerine dökülecektir. Bunları her inkar edişlerinde ise “sonsuza kilitlenen” bu olayları son derece canlı olarak karşılarında göreceklerdir. Böylelikle Allah’ın ilmiyle kuşatıldıklarını anlayacaklardır. Allah inkar edenlerin içinde bulundukları bu durumu şöyle bildirmiştir:
(Asıl) Allah onlarla alay eder ve taşkınlıkları içinde şaşkınca dolaşmalarına (belli bir) süre tanır. (Bakara Suresi, 15)
Mekke müşriklerinin Peygamberimiz(sav) döneminde yüklendikleri günahlar da, Hz.Nuh peygamber dönemindeki inkarcıların yaptıkları da, Hz.İbrahim’i ateşe atanların işledikleri kötülükler de, Hz.Yusuf peygamberi kuyuya bırakan kardeşlerinin yaptıkları da, Hz. Musa’ya eziyet eden İsrailoğulları’nın azgınlıkları da tek bir istisna dahi olmadan Allah Katında saklanmaktadır. Hiçbiri unutulmuş ya da kaybolup gitmiş değildir. Hepsi en gizli, hatta belki hiçbir insanın şahit olmadığı ayrıntılarına kadar aynen saklanmaktadır. Bu gerçeğe Kuran’da da dikkat çekilmiştir:
Onlar, insanlardan gizlerler de Allah’tan gizlemezler. Oysa O, kendileri, sözden (plan olarak) hoşnut olmayacağı şeyi ‘geceleri düzenleyip kurarlarken,’ onlarla beraberdir. Allah, yaptıklarını kuşatandır. (Nisa Suresi, 108)
Günümüzde yaşayan inkarcılar ya da münafık karakterliler için de aynı şey geçerlidir. Bu insanlar müminlerin ya da dinin aleyhinde yaptıkları sinsi planların gizli kalacağını, açığa çıkmayacağını, hesap günü karşılık görmeyeceğini sanmamalıdır. Yaptıkları en küçük bir kötülük, attıkları her iftira, söyledikleri her kelime şu an Allah Katında yazılıdır. Allah’ın o görüntüleri, onların hafızalarından almış olması onları yanıltmamalıdır. Kendileri bundan on yıl önce bir mümine attıkları bir iftirayı unutmuş olabilirler ama bu yaptıkları, tek bir harf eksik olmaksızın Allah’ın hafızasında vardır. Allah dilese bu olayları şu anda da insanların hafızalarında canlandırır. Ama bu gerçeği bilmeyen inkarcılar ayette ifade edildiği gibi “akıl erdirmeyen bir topluluk olmaları” (Maide Suresi, 58) nedeniyle Allah’ın kudretini kavrayamazlar. Fakat hesap günü geldiğinde gerçeği görecek ve telafisi mümkün olmayan bir utanç ve pişmanlık içine gireceklerdir.
Kavminin inkarcı önde gelenlerinin gösterdiği bu tip bir “akıl erdirmez” tutum karşısında Hz.Şuayb peygamberin Kuran’da verdiği bildirilen cevapta da aynı gerçek vardır:
“Ey Şuayb” dediler. “Senin söylediklerinin çoğunu biz ‘kavrayıp anlamıyoruz’. Doğrusu biz seni içimizde zayıf biri görüyoruz. Eğer yakın-çevren olmasaydı, gerçekten seni taşa tutar-öldürürdük. Sen bize karşı güçlü ve üstün değilsin.” Dedi ki: “Ey kavmim, sizce benim yakın-çevrem, Allah’tan daha mı üstündür ki, O’nu arkanızda-unutuluvermiş (önemsiz) bir şey edindiniz. Şüphesiz benim Rabbim, yapmakta olduklarınızı sarıp-kuşatandır.” (Hud Suresi, 91-92)
Allah hesap gününü yarattığında, tüm inkarcıların yaptıklarının hesabını da çok hızlı görecektir. Bu bölüm boyunca anlatılan konu yani yaratılan her şeyin her anının sonsuza kadar saklandığı gerçeği bilindiğinde, Allah’ın tüm insanların hesabını tek bir anda ve çok hızlı bir şekilde göreceği de anlaşılmış olur. Ancak insanın bu anı uzak görmemesi çok önemlidir çünkü o an aslında şu andır. Yani insanlar dünyada Allah’a karşı işledikleri tüm suçların hesabını şu anda vermektedir. İnkar edenler yaptıklarının görülmeyeceğini, duyulmayacağını veya unutulacağını zannediyor olabilirler. Ama hesap günü büyük bir şaşkınlıkla karşılaşacaklardır:
“…Aksine, yaptıklarınızın birçoğunu Allah’ın bilmeyeceğini sanıyordunuz.”" İşte bu sizin zannınız; Rabbiniz hakkında beslediğiniz-zannınız, sizi bir yıkıma uğrattı, böylelikle hüsrana uğrayan kimseler olarak sabahladınız.” (Fussilet Suresi, 22-23)
Andolsun, senden önceki elçilerle de alay
edildi, bunun üzerine Ben de o inkara sapanlara bir süre tanıdım, sonra
onları (kıskıvrak) yakalayıverdim. İşte nasıldı sonuçlandırma?
(Rad Suresi, 32)
(Rad Suresi, 32)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder