FİZİĞİN EN UÇ NOKTALARI VE HERŞEYİN TEORİSİ (STRING THEORY)
Fizik tarihinin çalkantılı dönemine girildiğinde Einstein, kuantum
mekaniğinin temelinde bulunan Heisenberg’in “belirsizlik” prensibini
kabul etmiyordu. Allah’ın tabiatta yarattığı olayların tesadüfen meydana
gelemeyeceğine, deterministik bir şekilde, önceden belirlenen bir plân
çerçevesinde gerçekleşmesi gerektiğine inanıyordu. Bu konuda verdiği
örnekler arasında birbirlerinin içinden geçen galaksiler, birbirlerine
çarpmadan varlığını sürdüren yıldız sistemleri ve tabii ki tam sınırlı
yaşam aralıklarında yaratılmış olan mucize gezegenimiz Dünya’nın
atmosferik ve manyetik değerleri vardı.
Einstein; Podolsky ve Rosen’la beraber
geliştirdikleri EPR çifti (Einstein-Podolsky-Rosen pair) teorisiyle
aslında kuantum fiziğinin bir yanılgı olduğunu göstermeye çalışmıştı.
Ondan yaklaşık 30 sene sonra Bell tarafından oluşturulan eşitsizlikle
tabiattaki olayların bir plân, program ve düzen içinde, nasıl
gerçekleştiğinin cevabı aranmaya başlandı. Ancak bu eşitsizliğin ortaya
konmasından sonra yapılan bir deney, bu eşitsizliği doğrulamadı. Bell
Eşitsizliği bu anlamda oldukça önemli bir yanlıştır. Bu yanlışlıkla çok
şey öğrenildi. Yapılan deneyin sonuçlarıyla, Bell Eşitsizliği tutarlılık
göstermiyordu. Ayrıca bu eşitsizliği oluşturan varsayımlar, doğada
gözlenmiyor, sadece belirli bir çerçevede minimum bir tutarlılık
gösteriyordu.Bu eşitsizlikte kullanılan iki varsayımdan birincisi (lokalite); kâinatın farklı iki noktasında aynı anda meydana gelen iki olay birbirinden fizikî olarak bağımsızdır.
İkincisi (realizm) ise, tabiatta bulunan mikro-âleme ait bir parçacığın birtakım özelliklerini, (meselâ, momentum, konum gibi) öğrenmek istediğimizde o parçacığın bu özelliklerinin değerinin mutlak olduğuna inanmamızdır. Bu iki varsayım birlikte yerel gerçeklik (local realism) hipotezi olarak da bilinmektedir.
Fiziğin en uç noktalarından sicim teorisine (string theory) bu iki varsayım açısından bakabiliriz. Elimizde belli uzunlukta bir sicim olsun. Bu sicim tek başına hiçbir anlam ifade etmez. Fakat bundan yapılan gitar veya bağlama telini düşünelim. Bu sicimin farklı titreşimlerinden (vibrasyon) değişik notalar elde edilir. Titreşim olmadığı sürece, o sicimin hangi notayı ifade ettiği anlamsızdır; fakat bizim belirlediğimiz bir titreşim şekline göre, değişik notalar çıkartılabilmektedir. Veya kuantum mekanik ifadesiyle, biz bir şeyi ölçmek istediğimizde, aslında bir şekilde onunla temas kurup bu etkileşimin sonucu olarak ortaya bir şeyler çıkarır ve bu ölçtüğümüz değeri, o parçacığa atfederiz. Bu yüzden aynı teli kullanarak birçok notayı çıkartabiliriz; kuantum mekanik ifadesiyle, aynı parçacık için her ölçümde muhtemel sonuçlar kümesinden bir değer elde ederiz. Bu ise, mikro ve makro âlemi anlamaya çalışan insanın niyetinin önemine işaret eder. Çünkü araştırma yapan insanın niyeti ve bakış açısı, ölçümlere ve gözlemlere etki eder. Buna “Algıda seçicilik” denir. Kuantum mekaniğindeki ölçüm ile sicim örneğinin ayrıldığı nokta ise şudur: Sicimden çıkaracağımız notaları biz niyet ve algılarımız ışığında belirleyebiliriz; ama kuantum seviyesindeki parçacıklardan alacağımız sonuç ise, nisbeten belirsizdir. Sicimden herhangi bir nota çıkarmasak da o hâlâ bizim boyutumuzdadır , ama kuantum parçacıkla onun varlık seviyesinde doğrudan temas kurmadıkça onun ne olduğu, nerede olduğu, hangi boyut ve belki de zamanda olduğu konusunda kesin bir fikrimiz yoktur. Biz bilmesek de, her şeyin doğrusunu ancak Allah bilir.
Bell Eşitsizliği’ndeki birinci varsayım derinden düşünülüse, aslında Einstein’ın özel izafiyet teorisiyle bu varsayımın bağdaştığını görürüz. Çünkü, özel izafiyet teorisine göre tabiatta hiçbir şey ışık hızından daha hızlı değildir. Dolayısıyla kâinatın birbirinden çok uzakta bulunan iki noktasında meydana gelen iki farklı olayın birbiriyle alâkası olamayacağı akla yakın gözükmektedir. Yani, iki olayın birbirine bağımlı olabilmesi için mutlaka bir şekilde aralarında bir haberleşme olması gerekir. Bu haberleşme de ışık hızından daha hızlı gerçekleşemeyeceğinden bu iki noktada aynı anda gerçekleşen iki farklı olay birbirinden tamamen bağımsızdır. Peki ama aralarında haberleşmenin olmadığı birbirinden bağımsız sonsuz parçacık nasıl olur da 15 milyar senedir aralarında mükemmel bir haberleşme sistemi geliştirmiş olabilir?
Atomlar (zerreler) arasındaki bu haberleşme sistemi, İslâm’ın evren görüşündeki Levh-i Mahfuz’la bağlantılı olabilecek bir mahiyettedir.
Parçacıkların birbirleriyle devamlı olarak haberleşmelerini sağlayabilmek için iki ihtimal vardır:
Birincisi, parçacıkların aralarında geliştirmiş oldukları bir tür haberleşme (telepati gibi) metodu ile iletişim kurmalı ve bu iletişim sonsuz hızlı olmalı ki, aynı anda meydana gelen iki olay birbirleri ile gelecekte asla çelişki meydana getirmesin, uyum içerisinde olsun. Bir an için bu haberleşmenin sağlanamadığını düşünelim. Bu durumda kâinatın 15 milyar yıldır mükemmel bir uyum içinde, âdeta bütün parçacıkların birbirlerinden ve yaptıklarından haberi varmış gibi hareket etmeleri mümkün olabilir mi?
Örneğin,evrenin varoluşunu açıklayan ve yakın
tarihimizde de yeniden ispatlanan Big Bang (Büyük Patlama) teorisini
düşünelim. Bu patlama teorisine göre, zamanın çok kısa bir anında, çok
miktarda enerji maddeye dönüşüyor ve bugünkü gezegenimizi, galaksileri
meydana getiriyor. Bugünkü uzayın içinde ne varsa tamamı bu patlamanın
sonrasında meydana geliyor. Bu patlamayla içinde bulunduğumuz kâinat
yaratılıyor, genişliyor, genişledikçe oluşuyor, oluştukça genişliyor.
Hattâ artan bir hızla genişliyor. Peki bu üstün düzen içinde başı boş
olabilir miyiz? Parçacıklar, başlangıçtan beri, kâinatın bu genişlemesi
veya Kur’an’ın ifadesiyle “göklerin yükseltilmesi” sırasında birbirleri
ile haberleşme içindeler miydi? Kur’an’da şöyle bildiriliyor:
“ Allah O’dur ki, gökleri dayanak olmaksızın
yükseltti; onları görmektesiniz. Sonra arşa istiva etti ve güneş ile aya
boyun eğdirdi, her biri adı konulmuş bir süreye kadar akıp
gitmektedirler. Her işi evirip düzenler, ayetleri birer birer açıklar.
Umulur ki, Rabbinize kavuşacağınıza kesin bilgiyle inanırsınız. “ (Rad Suresi, 2)
Bir an için bütün parçacıkların tesadüfen hareket ettiğini ve düzenin
olmadığını düşünelim. Bu durum, bu parçacıkların birbirini dinlemediği
ve aralarında haberleşme olmadığı anlamına gelir. Yani hiçbir parçacık
birbirinin durumunu ne biliyor, ne de tedbir alıyor. Peki nasıl bir
sonuç beklenir? Oysa anne karnında nasıl dünyaya geldiğimizi, dokuların
birbirinden habersiz gelişip farklılaşmasını düşündüğümüzde evrenin
hiçbir noktasında tesadüfe yer olmadığını görürüz. Yüce Allah Kuran’da
yaratılışı şöyle bildirmektedir:
” O Allah ki, yaratandır, (en güzel bir biçimde)
kusursuzca var edendir, ‘şekil ve suret’ verendir. En güzel isimler
O’nundur. Göklerde ve yerde olanların tümü O’nu tesbih etmektedir. O,
Aziz, Hakimdir.” (Haşr Suresi, 24)
“…Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey
Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü de
yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın.” (Yunus Suresi, 61) Ayetinde
de bundan 1400 yıl önce bildirildiği gibi, ağırlığı olmayan mikro
partiküllerin her biri Allah katında kontrol altındadır ve bu üstün
düzen, Allah’ın hakimiyeti altında akıp gitmektedir.
STRİNG THEORY (SİCİM TEORİSİ) NEDİR?
String Teorisi son 10 yılda sağlanan gelişmeler sonucunda Super String ( Super Sicim ) Teorisi adını almıştır.
Son 5 senede kaydedilen gelişmeler üzerine de Theory Of Everything yani Her Şeyin Teorisi olarak anılmaya başlanmıştır.
Her Şeyin Teorisi, atom altı parçacıklardan atomlara,
kara deliklerden Büyük Patlamaya kadar her şeyi izah edebilen teoridir.
20.ci yüzyılın değil 21.ci yüzyılın en heyecan verici teorisi olarak
kabul edilen Super Sicim Teorisi, bugün atom altı parçacıklar arasındaki
etkileşimden kara deliklerin fiziğine kadar her şeyi matematiksel
olarak açıklayabilmektedir.
Bu devrim yaratan teori, fizikçilerin maddenin en küçük parçası
olarak buldukları elektron ve quarkların aslında küresel parçacık
şeklinde değil, titreşen-dönen viril şeklindeki küçük sicimlerden
meydana geldiklerini fark etmesiyle başlamıştır.Fizikçilerin belirttiğine göre kainatın temel parçaları elektronlar, nötronlar, kuarklardır. Bunlar tıpkı bir lisanın alfabesi gibidir, daha ötesi yoktur. Sicim teorisi ise bunun aksini iddia ediyor. Sicim teorisine göre bu parçacıkları da incelersek, günümüzün teknolojik kapasitesinin üzerinde kesinlikle incelersek, tek boyutlu, minicik, titreşen, danseden, salınan halkalar buluruz. Fizikçiler bunlara ‘sicim’ ‘string’ diyorlar.
Örneğin, bir elmayı bileşenlerine ayırdığınız zaman atomlar, elektronlar, nötronlar, protonlar, kuarklar ve son olarak string yani sicimler gelir.
Böylece quantum fiziği ile izafiyet teorisi arasındaki uyumsuzluk bir kez daha ortaya çıkar çünkü her ikisi aynı anda doğru olması imkansızdır. String teorinin savunucuları, bunun teorik fiziğin ‘Gordiyon Düğümü’ nü çözdüğüne inanıyorlar.
Einstein’ın zamanında tabiattaki güçlü ve zayıf kuvvetler henüz keşfedilmemişti ama Einstein en azından başka iki gücün varlığını buldu: yerçekimi ve elektromanyetizma. Einstein tabiatın bu kadar ölçüsüz bir tasarıma dayandığını kabul etmiyordu. Bu yüzden de 30 yıl boyunca bu iki kuvveti tek büyük bir prensip altında birleştirecek bir ‘birleşik alan teorisi’ ni araştırmıştı. Bu yüzden de fiziğin esas alanlarından uzaklaştı. 1940’ların başında bir arkadaşına şöyle yazmıştı: “ Çorap giymemekle tanınan ve özel günlerde ortaya çıkartılan antika, yaşlı, yalnız biri oldum! “
Einstein kendi zamanın çok ilerisindeydi. Yarım asırdan uzun bir süre sonra, onun birleşik teorisi çağdaş fiziğin ‘Kutsal Kase’si haline geldi. Ve büyük bir grup matematikçi ve fizikçi sicim teorisinin buna cevap olacağına inanıyorlar. Her şey mikroskobik düzeyde titreşen sicimlerden oluşan tek bir prensibe dayanmaktadır.
Bir Keman düşünün, nasıl kemanın gerili telleri çeşitli tansiyonlarda titreşip farklı müziksel notalar çıkarıyorsa, Super Sicim Teorisine göre de ; doğa’da görülen atom altı parçacıklar, farklı gerilim altında, farklı frekansta titreşen ve farklı titreşmekten dolayı çevresinde farklı rezonans yaratan (çok çok çok küçük) sicimlerden ibarettir. Yani değişik rezonanslarda titreşen sicimler farklı parçacıklar meydana getirmektedir. Bugün atomun en küçük parçacıkları olarak bilinen kuark ve lepton’ lar 10-16cm. boyunda küçük kürelerdir.
String Teorisi’ nde belirtilen, titreşerek dönen sicimler ise 10-33cm. uzunluğun da olan iplikçiklerdir. Kozmos’ da mevcut bütün maddeler (kuark ve lepton’lar dahil), farklı frekansta titreşen ve farklı rezonanslar yaratan, bu sicimlerin birleşmesinden meydana gelmektedir. Ve tüm uzay-zaman bu sicimlerle doludur. Tüm evren ise 10 farklı boyutta titreşen sicimlerden oluşmaktadır
Yani bu teori tüm kozmosu 10 boyutta devinen sicimlerle izah etmektedir.
Bizim görebildiğimiz Dünya’mız ve kozmosumuz, 3 uzay boyutu ve 1 zaman
boyutundan ibaret olup 4 boyutludur. Dünya’ mız diğer 6 boyutu
algılayamamakta ve görememektedir. Fizikçiler, Büyük Patlama sırasında
10 boyutun meydana geldiğini ancak 6 boyutun yoğunlaşarak kıvrıldığını,
diğer 4 boyutun genişleyerek bizim algıladığımız Kozmos’ un ortaya
çıktığını ve 10 boyutlu Kozmos’ un aslında iç içe olduğunu matematik
olarak açıklayabilmektedirler.
10 Boyutun iç içe olmasına rağmen diğer 6 boyut, bizim
algılama ve ölçme imkanlarımızla tespit edilememektedir. Farklı
rezonanslarda titreşen bir keman teli çok farklı notalar yaratmaktadır.
Farklı notalar, aynı anda – aynı yerdedir ancak bizim kulaklarımız
sadece duyabildiği notaları duymakta diğerlerini fark etmemektedir.
Her Şeyin Teorisi olarak adlandırılan Super Sicim
Teorisi, Bugün hiç bir teorinin başaramadığı şekilde Mikro Kozmos’ dan
Makro Kozmos’ a kadar bütün olayları matematiksel olarak izah
edebilmektedir.Ancak Teorinin temeli olan 10-33cm boyundaki sicimleri,
halen dünyada mevcut hiçbir hızlandırıcının tespit etmesine olanak
yoktur. Mevcut hızlandırıcıların milyon kez daha büyüklerinin yapılması
gerekmektedir.
Neredeyse 300 yıl önce Isaac Newton, elma ağacından bir elmanın
düştüğünü görünce, buna bir gücün sebep olduğunu düşünerek, yerçekimi
yasasını bulmuştu. Yerçekimi, sadece elmayı değil, gezegenleri, Ay’ı,
yıldızları da etkileyen güçtü. Ama Newton’un bilmediği bir şey vardı,
yerçekimi nasıl çalışıyordu? Bunu anlayamamıştı.Newton’dan asırlar sonra genç bir fizikçi olan Einstein’ın da bir rüyası vardı: Evrendeki tüm fizik yasalarını tek bir teoride birleştirmek. Kainatın yasalarını basit, tek bir teoriyle çözmek. Einstein’ın bu rüyasını tamamlamaya ömrü yetmedi ama quantum fizikçileri bunu bulduklarını söylüyorlar.
Evrenin sırrını çözebilmek için büyük şeyleri (galaksiler, gezegenler, yıldızlar) yöneten güçlerle, küçük şeyleri(atomlar, elektronlar, nötronlar) yöneten güçleri birleştirmek gerekiyordu. Yani büyük şeylerin dünyası ile küçük şeylerin dünyasını bir araya getirmek. İşte burada devreye quantum fiziği giriyor. Quantum fiziği bildiğimiz evren yasalarını o kadar değiştiriyor ki, adeta şoke oluyorsunuz. Çünkü küçük şeylerin dünyası bildiğimiz geometrik, düzenli evren yasalarına benzemiyor, sağ-sol, yukarı-aşağı, saatler,hiçbir şey bildiğimiz dünya yasaları gibi değil.
Quantum fiziğine göre, her şey tüm evrendeki her şey, en küçük parçadan, en büyük yıldızlara kadar her şey, minnacık, titreşen, minik enerji sicimlerden (strings) oluşuyor. Bu sicimler birbirleriyle birleşip, ayrılabiliyorlar, tıpkı bir çellonun farklı notalar veren telleri gibi, bu sicimler de farklı şekilde titreşiyorlar, yani tüm evren bir orkestra gibi…Einstein’in çözmeye çalıştığı 200 yıllık denklemlerin altında sicime benzer cisimler vardı. Yalnız Einstein’in karşı olduğu bir nokta quantum evreninde her şeyin rastlantılara bağlı olmasıydı, Einstein bunu “Tanrı zar atmaz” diyerek belirtti.
Bu teorinin aksayan önemli bir özelliği gözle görülememesi, kanıtlanamaması, o yüzden de quantum fiziği bir bilim mi, felsefe mi sorusunu akla getiriyor. Quantum fiziğinin en ünlü fizikçisi Wittin, beş ayrı string teorisini tek bir teoride (M- teorisi) birleştirerek bulmacayı çözdü. Wittin’e göre evren sadece makarna benzeri sicimlerden değil, (membrane) denilen zar gibi tabakalardan oluşuyor. Hatta big-bang yani büyük patlamanın da bu tabakların birbiriyle çarpışmasından oluştuğunu söylüyor. Bu tür çarpışmalar şu anda da var oluyor ve gelecekte de var olacak…
Bu arada Amerika’da ve Fransa’da iki laboratuarda atomları parçalamak ve quantum evrenini çözmeye yarayacak deneyler yapılmakta, her iki laboratuar birbirleriyle yarışıyorlar, bakalım önce hangisi bir kanıt bulacak? Bazı bilim adamları paralel evrenler, süpersimetriler gibi alışmadığımız şeylerden oluşan quantum evrenine, yani string teorisine,M teorisine inanmıyorlar. Kimin haklı olduğunu zaman gösterecek.
Sicim teorisine göre, gözlemlenebilen tüm cisimler, doğanın güçlü ve
zayıf kuvvetleri, elektromanyetizma ve yerçekimi titreşen sicimlerin
değişik yansımalarıdır. Tıpkı bir çellonun veya piyanonun değişik
frekanslarda titreşmesi gibi. Yalnız sicimler müzik üretmiyorlar,
elektron başka bir tonda titreşirken, kuark başka bir tonda titreşiyor.
Böylece fizik tarihinde ilk kez kainatın nasıl yapıldığını
açıklayabilecek temel bir çerçeve bulunmuş oldu. Bu yüzden de sicim
teorisi ‘her şeyin teorisi’ ‘Theory of Eerything’ (TOE ) veya Son, final teori olarak adlandırılıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder